SEVİYORUM SENİ
SEVİYORUM SENİ
EKMEGİ TUZA BANIP
BANIP YER GİBİ
GECELEYİN
ATEŞLER İÇİNDE UYANARAK
AGZIMI DAYAYIP
MUSLUGA
SU İÇER GİBİ
« Önceki |
SEVİYORUM SENİ
EKMEGİ TUZA BANIP
BANIP YER GİBİ
GECELEYİN
ATEŞLER İÇİNDE UYANARAK
AGZIMI DAYAYIP
MUSLUGA
SU İÇER GİBİ
Acinin rengini gördüm gözünde
Tutustum yandim kendi közümde
Inan biliyorum sucluyum iste
Sende oraciktan öldürme beni..
Dag soluma kentler karisti
Sevda iklimine kimler bulasti
Yüregim cigligi arsa ulasti
Sende oraciktan öldürme beni
Aşkın ateşi yakılmıştı.Ateşin ışıltısından gözleri görmez olmuş,çevresinde mutluluğa dair bir oyun var sanıyordu.Sevdasının güzelliği,sevinci,huzuru ve titreyişleriyle bir kabile oluşturmuş,dans ediyordu yüreğinde.Oyun alanı aşkına dair duygularla öylesine dolup taşmıştı ki başka hiç kimseye yer yoktu. Aşk'ın,ayakları yerden kesmesiydi bu.Karanlığı aydınlık,siyahı beyaz,hayali renkli,acıyı etkisiz kılan mutluluğun dansı.Sevgilinin bakışında,gülümsemesinde,n
Yanakları avuçlarında olduğu gün,hayatı avuçlarındaydı.Alnını öptüğü gün,geleceğinin çizgisindeydi. Gözlerinde soluğa daldığında,kalbine giden damarların taşıyıcısı parmağına yüklediği,henüz emekleyen sevdasının delicesine koşmaya başladığı gün,sevgilisinin doğum günüydü.Günün sonunda,vedası ertesi güne dek,ardına bakarak,gülümseyerek,attığ
Ayrılığın ateşi yakılmıştı.Acılardan uyuşuk bedeni,çevresinde ölüme dair bir oyun var sanıyordu. Sevdasının yokluğu,hasreti,özlemi ve kederi toparlanmış,her zerresinde dans ediyordu.Oyun alanı yoksunluğunun duygularıyla öylesine dolup taşmıştı ki başka hiçbir acıya yer yoktu.Hayatın anlamıyla karanlıkta dansıydı bu.Karanlığı zifiri,soğuğu zemheri,rüyayı kabus kılan acının dozunu yükselten yokluğunun dansı.Sabahı kesilmiş her geceden sonra,yan yastıktan gelen sızı sesi,sevgilisinin ardında bıraktığı iliklere işleyen acıya sebep yaşam,Azrailin kulağına fısıldayacağı gündü aşk..
Telefonu elinden düştü.Yüzüğü takmak üzere diz çöküşünün üzerinden henüz zaman akmamıştı. Dizlerinden sızısı akmış,diz çökmüştü.Sevgilisinin ölüm haberi acılardan bir kabile oluşturmuş,mutluluğu savaşa çevirmişti.Doğum günü,öldüğü gündü.Ölümü beklemeye başladığı gün.
Şimdiler de ne zaman gönül aralığından Aşk'a dair esinti olsa,acılar kabilesinin kalıntıları alevlenir oluyormuş adamın yüreğinde,benzer acılara dur hükmünde.Hayatta bir aşk,iki bedene,sadece bir kez sunulur.Eller bir kez dokunmayı unutur,yürek bir kez susturulur ve gözler bir aşka son kez yumulur....
Git dedim gitmedin,hasretini özledim.Ben en çok sana dair herşeyi güzel kılan,aşkımı sevdim.Gel dedim gelmedin,teninde hasret gidermeyi özledim.Ben en çok yokluğunda eksikliğini hissettirmeyen aşkımı sevdim.Gitme dedim gittin,canımı özledim.Ben en çok iki dudağının arasına canımı sunan,ha desen son nefesi yere vuracak,...aşkımı sevdim.
Ben en çok sana olan aşkımı sevdim!!
Her karanlıkta yokluğunun korkunç boşluğu.Aynı yolu yürüyorum,aynı şemsiye.Sol yanım ıslanıyor,farkına varmıyorum.Alışkanlık bu ya,sağımda sen varsın sanıyorum.Yada şemsiyemi acılara açtım bu sefer,seni koruyorum.Gelsen geçermi bilmiyorum ama, sığınak olmuyor hiçbir şey acılarıma.Bu aralar herşey
bir damla yağmurda.
Sen bilemezsin geceyi..
Geceleri sokak lambaları altında oturan yalnızlıkları..
Kaç gece sana dağlardan şarkılarını yolladı rüzgarlarla?
Sen,kaç geceye dost oldun..
kaç saat dayanabildin ona ..
kıvrıldığın yerde uykuya mı daldın hep...?
Sen bilemezsin yalnızlığı...
Hiç ses duymadığın bir yalnızlık yaşadın mı?
sen kaç yalnızlığa dost oldun..
kaç saat dayanabildin ona..
yüzüne kaç kapı kapayıp kaçtı yalnızlıkların...?.
Sen bilemezsin ağlamayı...
Gözlerin dolduğu anları ağlamaktan miı sayıyorsun hala?
Sen,kaç kez bir basına ağladın..
kaç saat dayanabildin gözyaşlarına..
Ellerinle yüzünü kapatıp,kendinden mi sakladın hıçkırıklarını...?
Sen bilemezsin içmeyi...
Şişenin dibini bulduğun an midir sana göre içmek?
Sen kaç kez,şarap tadında buruk şarkılar söyledin..
kaç saat dayanabildin sarhoşluğuna..
Kadehini aklındakilerle mi yoksa yüreğindekilerle mi içtin...?
Sen bilemezsin sevmeyi...
sevgi dediğin sadece seni sevenleri mi sevmek?
kaç vakit ayırabildin sevmeye..
Sadece severek kaç vakit dayanabildin..
İçinde öldürdüğün sevgilerin sahipleri nerede!
Kaç kalpten ceketini alıp çıktın şimdiye dek...?
Aşk, mantığını kaybettiğin yerdir. Akılla çözülemeyecek bir histir. Normal şartlarda asla yapmayacağın şeyleri yaptıran, iyiyi kötüyü ayıramadığın, karşındaki insanı objektif olarak gözlemleyemediğin, yargılarının olmadığı yerde geldiğinde, aşkın ortasında duruyorsundur.
Aşk dediğin kaybolmaktır. Büyülü bir ormanın içinde, en sevdiğin düşler arasında yürümek gibidir. Aşkın kör yanı, kayboluşunu fark etmemektir. Sen olmayan bir sen yaratır. Kalple ruh arasında bir yerde durur aşk ve asla aklın hükmüne izin vermez.
Bir tanesi bağımlılıktır; insanların çoğunluğuna olan şey budur. Koca karısına bağımlıdır, karısı kocasına bağımlıdır; ikisi de birbirini sömürürler, birbirlerine hükmederler, birbirlerine sahip olurlar, birbirlerini birer eşyaya indirgerler. Dünyadaki vakaların yüzde doksan dokuzunda olan şey budur. Bu yüzden cennetin kapılarını açabilecek olan sevgi, sadece cehennemin kapılarını açıyor.
İkinci olasılık ise iki bağımsız bireyin arasındaki sevgidir. Bu da pek ender gerçekleşen bir şeydir. Ancak bu da mutsuzluk getirir çünkü sürekli bir çatışma vardır. Hiç anlaşma yoktur; her ikisi de öylesine bağımsızdır ki, kimse ödün vermeye yanaşmaz, diğerine uymaz. Şairler, sanatçılar, düşünürler, bilim adamları, en azından zihinlerinde bir çeşit bağımsızlık içerisinde yaşarlar, onlarla yaşamak imkânsızdır; onlar birlikte yaşamak için fazlasıyla tuhaf insanlardır. Diğerine özgürlük verirler ama onların özgürlüğü, özgürlükten daha çok kayıtsızlığa benzer; aldırış etmiyorlarmış gibidir, sanki onlar için hiç fark etmiyormuş gibidir. Birbirlerini kendi alanlarının içine terk ederler.
İlişki sadece yüzeyde gibidir; birbirlerinin derinine inmekten korkarlar çünkü onlar özgürlüklerine sevgiden daha çok bağlıdırlar ve ödün vermek istemezler. Ve, üçüncü seçenek karşılıklı bağımlılıktır. Bu çok ender olur ama gerçekleştiğinde cennetten bir parça dünyaya düşer. İki kişi ne bağımlı ne de bağımsızdır, ancak birbirleriyle son derece uyum içerisindedirler; sanki birbirleri için nefes alırlar, iki bedendeki tek ruhturlar; bu ne zaman olursa sevgi gerçekleşmiştir. Yalnızca bunu sevgi olarak adlandır. Diğer ikisi gerçekte sevgi değildir, onlar sadece anlaşmadır: sosyal, biyolojik, psikolojik … ama anlaşmadır. Üçüncüsüyse ruhsal bir şeydir.
OSHO
Beni, gözlerin götürür
Gözlerin
Aşkla, acıyla...
Kuşatmışlar
Sesimi, soluğumu
Kesilmiş
Tuz-ekmek payım
Vurgunum
Ve darda,
Gözaltındayım.
Dal, kor keser
Penceremde açarsa
Kuş, vurulur
Üzerimden uçarsa.
Ve hal böyle böyle,
Yol bu yöndeyken
Gelir,
Ki her gelişinde
Daha da içten
Gelir,
Soluk soluğa
Benim olursun.
Amansız sarmasında
Kollarımın
Esrik,
Çığlık çığlığa
Erir, kar gibi vücudun...
Nicedir,
Kahpe ağzında
Bir salgın,
Bir deprem gibi künyemiz.
Nicedir,
Başımıza zindan dünyamız.
Biz ki
Yarınıyız halkın,
Umudu, yüzakıyız,
Hıncı, namusu...
Şafakları,
Taa şafakları
Hey canım,
Kalbim
Dinamit kuyusu...
AHMED ARİF
KeLebeğin ömrü kadar sevdaLar yaşattın bana,
Bir şarkı kadar kısa,
Bir türkü kadar yürek yakan
Merhaba ve eLvada arasına sıkıştırdın
Koskoca bir aşkı
KeLebeğin ömrü gibi kanatLarını kapatana kadarmış
Senin sevdanda,
BiLiyorum şimdi yeni bir günde ,
Yeni bir keLebeğin ömrü kadar
SevdaLar peşindesin
BaşLayan ve biten,